Neler yeni

Değerli Forum Sakinleri

Uzun süredir sitemiz kapalıydı, bu süreç içerisinde siz değerli ziyaretçilerimiz ve üyelerimiz için sitede bir çok yeniliklerde bulunduk. Sitemiz artık tamamen yeni tasarıma, yeni düzene sahiptir. Site hakkında istekleriniz, önerileriniz ve şikayetleriniz var ise lütfen bize bildirin. Site yönetimi olarak siz değerli kullanıcılarımıza hizmet vermekten mutluluk duyarız.

ASIKLAR VE OZANLAR

admin

64'lük Üye
Yönetici
SITE KURUCUSU
YÖNETICI
Katılım
24 Şub 2005
Mesajlar
5,657
Tepkime puanı
9
Web sitesi
www.sazkursu.com
Fotoğraf: Mahmut Bent


Davut Sulari

1925 - 17 Ocak 1985. Erzincan’ın Çayırlı ilçesinde doğdu. Asıl adı Davut Ağbaba’dır. Ancak dedesinin yanında büyüdü ve Sulari mahlasını kullandı.

17 yaşında bade içerek aşık oldu. Tasavvuf şairi olan dedesi Kaltık Mehmet Ağa’dan ilk bağlama, şiir ve türkü derslerini aldı. Paşa Doğan adlı akrabasından da aşıklık geleneği ve bağlama konusunda yardım gördü. O dönemden sonra da çalıp söyledi.

Konya Aşıklar Bayramının oluşturulmasında emeği geçen Sulari, 4 yıl kadar Ankara ve İstanbul Radyolarında usta bölge sanatçısı olarak çalıştı.

Türkü, atışma, güzelleme dallarında büyük bir yeteneğe sahipti. Özellikle Alevi kökenli aşıklar içerisinde atışma alanında farklı bir yeri olan Sulari'ye bu özelliği türkülerindeki zenginliğin gelişmesinde önemli katkı sağladı.

Türkiye’nin birçok yerini at sırtında gezerek her gittiği yerde türküler, güzellemeler söyledi. Uzun yıllar çeşitli Avrupa ülkelerinde de dolaşan Sulari, kendine özgü türkü söylemesiyle Mahzuni Şerif’ten Arif Sağ’a birçok insanı etkilemiş dönemin en önemli aşıklarındandır. Ayrıca Daimi gibi birçok aşığa ustalık yaptı.

Aşık Reyhani ile birlikte Türkiye’nin çeşitli yerleri dışında, İran, Irak ve Suriye’yi dolaşarak çalıp söyledi. Özellikle 1970'li yıllarda ise çeşitli Avrupa ülkelerinde uzun süre dolaşarak konserler verdi.

Davut Sulari alışılagelmiş bir aşıklar meclisi sırasında Erzurum’da öldü.

Kaynak: 1900'den 2000'e Halk şiiri / Bekir Karadeniz. Ankara: Atılım Üniversitesi, 2007

Aşık Daimi





1932 - 17 Nisan 1983. İstanbul’da doğdu. Asıl adı İsmail Aydın’dır. Dedelerinin ikisinin de saz şairi olmasının etkisiyle küçük yaşta bağlama çalmasını ve aşıklık geleneğini öğrendi. Ancak ilk ustası Aşık Davut Sulari’dir. Yaklaşık 10 yaşında Davut Sulari’nin yanında çıraklığa başlayan Daimi, 2,5 yıl kadar birlikte dolaşarak geleneğe, şiire ve türküye ilişkin bilgisini pekiştirdi.

Aşık Daimi, 1950 yılında İstanbul’dan ayrılarak Tercan’a yerleşti. Özellikle bu yıllar, yörede duyulduğu ve sevildiği dönemdir. Aynı zamanda kendisinin de aşıklık geleneğini yörede pekiştirmesine fırsat oldu.

1962’den sonra yeniden İstanbul’a dönen Daimi ölümüne dek orada yaşadı. Geçmişi dolayısıyla Tercanlı Daimi olarak anıldı.

Önceleri usta malı türküler söyleyen Aşık Daimi daha sonra kendi deyişlerine ağırlık verdi. 1948 yılında »Bir seher vaktinde indim bağlara« dizesiyle başlayan ilk türküsünü yazıp müziklendiren ve yaşamı boyunca arşivlere yüzlerce türkü kazandıran Aşık Daimi, TRT tarafından açılan sınavı kazanarak kaşeli sanatçı oldu.

Özellikle yaşamının son 20 yılında birçok genç aşığı etkiledi. Uzun yıllar birçok sanatçı ve aşığa bağlama dersleri verdi.

Şiirlerinde sevgi, doğa ve her türden ayrımcılığı eleştiren, insan öğesini öne çıkaran konuları işledi.

Türkiye ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde konserler verdi, birçok kaset doldurdu.

Yadigar Aydın Orhan tarafından hazırlanan Daimi’nin tüm şiirleri/türkülerinin toplandığı kitap »Aşık Daimi, Hayatı ve Eserleri« (1999) adıyla yayımlandı.

(Kaynak: Bekir Karadeniz, 1900"den 2000"e Halk Şiiri, Kum Yayınları, 2004)

Aşık Veysel



Anadolu merkezli aşıklık geleneşinin günümüzde en bilinen kişilerinden biridir.

Ahmet Kutsi Tecer"in girişimiyle 1931 yılında Sivas"ta gerçekleştirilen Aşıklar Bayramına katıldıktan sonra adı duyulmaya başlayan Aşık Veysel, yÖresinin zengin aşıklık geleneşini sade ve abartısız yorumuyla geniş çevrelere duyurmada Önemli ve etkin bir insan oldu.

Yorumundaki düzeyin Önemi dışında fazlaca Öneçıkmasa da, Aşık Veysel"in bugüne ulaşmasındaki temel unsurlardan biri, onun geniş ufuklu ve dengeli yaşam felsefesiydi.

Şu ya da bu biçimde toplumun herhangi bir yerinde tanınan insanlar genellikle deşişik çevreler tarafından denetlenmek ve yÖnlendirilmek istenir. ,Hemen her kesimin Aşık Veysel"le belirli boyutlarda ilişki kurmasına karşın kendi doşru bulduşu düşünce sistemi temelinde tümüne belli bir mesafeyle durabilmesi onun en Önemli Özelliklerinden biriydi.

Uzun yıllar KÖy Enstitüleri bünyesinde aşıklık geleneşinde başlama dersleri veren Aşık Veysel, daha sonra bulunduşu konum itibariyle devletten maaş almaya da başladı. Devletle olan bu başına karşın, Özellikle, gelip geçen politik çevrelerin (ve iktidarların) sÖylemlerine ortak olmadı. Aşık Veysel"in bu ilkeli davranışı, dÖnem dÖnem birileri tarafından eleştirilmiş olsa da, bugünün geniş çevrelerinde koşulsuz kabul edilmesini saşlamıştır.

1931 yılına dek kÖyünden hiç çıkmamış olan Aşık Veysel, bu dÖnemden sonra kısa sürede Türkiye"nin her yerinde duyuldu. Bir dÖnem sonra da Batılı araştırmacıların ilgi odaklarından biri oldu.

Osmanlının son dÖnemlerinde yaygınlaşan Batı temelli düşünce, Cumhuriyet sonrası daha da gelişerek toplumun geniş kesimlerine malolmaya başladı. Bu dÖnemde, aydınlar büyük Ölçüde halkın temel deşerlerinden uzaklaşarak kendilerini ifade etme biçimini seçtiler. Ancak kendi toplumsal ve kültürel gerçeklişiyle uzaklaştışı oranda belirli sıkıntıları da hisseden aydınların bir bÖlümü (belki bir rastlantı sonucu tanınan) Aşık Veysel"le, yeniden halk edebiyatı ve müzişiyle ilgilenir gibi gÖrünmeye başladılar. Bir yanıyla olumlu gÖrünse de, bir başka boyutuyla, halk şiirini yalnızca Aşık Veysel"le tanıyıp, onunla bitirmek gibi bir sonuca ulaşan Türkiye aydınının halk edebiyatına ne denli yabancı durduşu da belirginleşmekteydi.

Aşık Veysel"in kendi içinde Önemi ve deşeri tartışmasına dÖnüşmemesi koşuluyla üzerine durulması gereken bir konudur bu. Hem Aşık Veysel, hem başka herhangi bir aşık binlerce yıllık gelenekten soyutlanarak düşünüldüşünde temellerinden koparılmış olur. Gelişme, bir bütün olarak alındışında iyi Örneklerin dÖnem dÖnem sıyrılıp geniş kesimlere ulaştışı gÖrülmektedir. Ancak bÖylesi her Örnekle bu geleneşi bitirmek ya da sınırlamak ya da yüceltmek çokça Öznel olmaktadır.

Tüm deşeri ve Önemine karşın Aşık Veysel, binlerce yıllık bir geleneşin Anadolu merkezli güzel sentezlerinden biri olarak belleklerde ve gÖnüllerdeki yerini koruyacak.

Sadık Miskini


Sadık Miskini©

1964 yılında Kağızman’da doğdu. Asıl adı Sait Küçük’tür. İlk ve ortaöğrenimini Kağızman’da, yüksek öğrenimini Eskişehir’de tamamladı.

Kuzeydoğu Anadolu aşıklık geleneği ve şiiriyle büyüdü. Şiir yazmaya ve bağlama çalmaya ortaokul yıllarında başladı.

Şiirleri birçok dergi ve araştırmada yayımlandı. Ayrıca çeşitli sanatçılar tarafından bestelenip söylenen şiirleri/türküleri özellikle 1990’lı yılların ikinci yarısından sonra geniş çevrelerde duyuldu.

Şiirle olan ilgisinin yanında yöre türkülerinin derlenmesi, yöre aşıklarının eserlerinin başka kaynaklara aktarılması gibi çalışmaları da bulunmaktadır. Ayrıca yörenin birçok aşığına ilişkin kitaplar hazırladı ve yayınladı.

Mücahit Önal ve Günür Karaağaç ile birlikte hazırladığı »Kağızman’a Ismarladım Nar Gele« (2000) adlı araştırması, şiirlerinin bir bölümünden oluşan »Sevenlere Gönül Verdim« (2004) adlı kitabı ve Lemin Gülderen tarafından Miskini üzerine gerçekleştirilen »Yaşayan Tarih Sadık Miskini« (2007) adlı bir araştırma yayınlandı.


Aşık Nurşani

2 Şubat 1959"da İslahiye"nin Keferdiz (şimdiki adı SakçagÖzü) kÖyünde doşdu. Asıl adı Ali Ayhan"dır. KÖyüne gelip giden aşıklardan etkilenerek 10 yaşlarında başlama çalmaya başladı. Ayrıca başlama Öşrenmesinde babasının da etkisi ve yardımı oldu.

1972-73 yıllarından itibaren şiir yazmaya da başlayan Aşık Nurşani, daha sonra Aşık Mahzuni ve başka birçok aşıkla birlikte çeşitli turnelere katıldı. İlk plaşını aynı yıllarda doldurdu.

Aslında mahlas olarak kendisine verilen Hürşani, yanlışlıkla ilk plaşına Nurşani olarak yazıldı ve Öyle de kaldı.

1979 yılında yine Aşık Mahzuni"yle birlikte konser vermek üzere gittişi Almanya"ya yerleşti.

Şiirlerinde toplumsal sorunlardan sevgiye hemen her türlü konuyu işleyen Aşık Nurşani, ayrıca Barak aşzı türkülerden deyişlere dek her türküyü yorumlayan sanatçılardan biri olarak bilinir.

Bugüne dek yaklaşık 500 şiir yazdı. Bunların 120 kadarını besteleyen Aşık Nurşani"nin türküleri çeşitli sanatçılar tarafından da okunmaktadır.

Bugüne dek çeşitli biçimlerde yaklaşık 25 kadar kaseti çıkan Aşık Nurşani"nin şiirlerinin bir bÖlümünü topladışı yayına hazır bir kitap çalışması bulunmaktadır.


Erdal Erzincan



2 Mayıs 1971 yılında Erzurum ili Aşkale ilçesi Sos (şimdiki adı Dallı) köyünde doğdu. 7 yaşında usta – çırak geleneğiyle bağlama çalmayı öğrendi. 1981 yılında İstanbul`a yerleşti. 1985 yılında sistemli olarak ASM`de (Arif Sağ Müzik Okulu) bağlama dersleri almaya başladı. 1989 yılında İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) Türk Müziği Devlet Konservatuarına girdi ve yine bu yıllarda şelpe tekniği ile ilgili çalışmalara başladı.

1994 yılında müzik çalışmalarına merhaba diyen sanatçının bugüne kadar “Töre, Garip, Gurbet Yollarında, Anadolu (enst.), Al Mendil” adlarında 5 solo albümü yayınlandı. Ayrıca Arif Sağ ve Erol Parlak ile Köln Flarmoni orkestrası eşliğinde Almanya Cumhurbaşkanı Sn: Roman Herzog himayesinde Köln Flarmoni Salonundaki Concerto For Bağlama isimli konserleri 1997 yılında albüm olarak yayınlandı.

Bu konserler Avrupa`nın çeşitli ülkelerinde devam etti. 1998 yılında Tolga Sağ ve İsmail Özden ile beraber yaptıkları bir çalışma olan “Türküler Sevdamız 1″, 2001 yılında ise Tolga Sağ ve Yılmaz Çelik ile beraber yaptıkları “Türküler Sevdamız 2″ isimli albümleri yayınlandı.

Halen Güvercin Müzik Yapım bünyesinde çalışmalarına devam eden sanatçının yeni bir solo albümü yakın zamanda müzik piyasasına çıkacak. Erdal Erzincan kendi adını taşıyan özel müzik okulunda ise genç kuşaklara halk müziği alanında hizmetlerini sürdürmektedir.

Erdal Erzincan, geleneksel türkü ve deyişleri söylemenin yanısıra derleme çalışmaları da yapmaktadır. Ayrıca Erzurumlu Emrah, Karacaoğlan, Kemal Eroğlu, Mevlüt Doğan, Garip Bektaş gibi şairlerin şiirlerini de bestelemiştir.

Albümleri: Töre, Garip, Gurbet Yollarında, Anadolu (Enst), Al Mendil, Türküler Sevdamız-1, Türküler Sevdamız-2, Arif Sağ ve Erol Parlak ile birlikte Concerto For Bağlama.

Bestelerinden bazıları: Gül yüzünü görüp divane oldum, Şeytan bunun neresinde, Feleğe sordurayım, Boşa dönderdi, Düşlerim yol alır, Ağalar Gurbetten Geldim, Felek Senin Elinden, Gel Yetiş...


Arif Sağ



1945 yılında Erzurum"un Aşkale ilçesi Daşlı kÖyünde dünyaya gelen Saş, küçük yaşlarından itibaren saz çalmaya başlar... İstanbul"a gelir ve Aksaray Musiki Cemiyeti"nde Nida Tüfekçi" nin Öşrencisi olur. Müzikal altyapısını kısa zamanda oluşturmayı başarır. 1960 ve 70"li yıllar Arif Saş için müzikte arayış yıllarıdır. (Bu arayış bugünde devam etmekte...) Arif Saş"ın, bu dÖnemin toplumsal hareketlerinin müzikle başdaşan yanlarından çok, piyasadaki ve resmi kurumlardaki müzik uygulamalarına aşırlık verdişi sÖylenebilir. 60"lı yılların sonunda TRT Kurumuna (İstanbul Radyosu) başlama sanatçısı olarak başladışı yıllarda Saş"ın piyasadaki faaliyetleri de devam etmektedir. 45"lik plak dÖnemi olarak adlandırılan ve yaklaşık 20 yıl devam eden bu sürecin en parlak simalarındandır Arif Saş...

Çeşitli sanatçılara başlamasıyla eşlik etmesinin yanında, yine bu dÖnemde bestelerini de pek çok sanatçıya okutur. Bununla birlikte kendi çalıp okuduşu plakları da vardır. Yapılan müzik bugünkü terminolojiyle bir tür arabesk-fantazi benzeridir; bestelerinde ise yerel motifleri(yer yer pasajları) çok sık kullanır. Bu da onun halk müzişinden kopamadışı gerçeşinin bir başka gÖstergesidir. 1976 yılından itibaren Türk Müzişi Devlet Konservatuarı"nda (İTÜ) Öşretim gÖrevlisi olarak çalışamaya başlayan Saş, bu gÖrevinden 1982 yılında ayrılarak Özel çalışmalara aşırlık verdi. Bir çok ünlü sanatçıya kaset çalışmalarında yardımcı olur. Bu Özellişinin yanında 10"dan fazla kasette sanatçı olarak da ayrıca yer alır. "Muhabbet" serisi, "Resital I ve II", "İnsan Olmaya Geldim", "Halay", "Duygular DÖnüştü SÖze" albümlerinden bazılarıdır.

Yukarıda belirttişimiz gibi halk sanatçılarının tümü anonim bir karakter taşır. Özellikle müzik alanında kişisel renklere ve üstün yeteneklere çok rastlanmasına raşmen, başlama çalgısında bir ekol yaratan sanatçı sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. İşte bunlardan birisi ve -şimdilik - sonuncusu Arif Saş"dır. Başlamaya teknik bakımdan hakim olduşu kadar Arif Saş"ın icrası yerel tavırlar, repertuar ve duygu bakımından da zenginliklerle doludur. Bu albümle Arif Saş"ın başlamasından çıkan sihirli seslerin dünyasında kısa bir yolculuk yapmak mümkün olacaktır...




Ali Ekber Çiçek


OndÖrtbin Yıl Gezdim Pervanelikte,
Sıdkı İsmin Duydum Divanelikte.
İçtim Şerabını Mestanelikte,
Kırkların Ceminde Dara Düş Oldum.
Kırkların Ceminde
Haydar,Haydar Haydar Haydar,
Haydar Haydar Haydar Haydar,
Haydar,Dara Düş Oldum.

1935 Erzincan Ulular KÖyü doşumlu Ali Ekber Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitiriyor ve çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlıyor. Bu arada başlamayı Öşreniyor ve cem toplantılarında kulaşı Alevi deyişleri ve ezgileriyle doluyor. İlkokul Öşreniminden sonra maddi olanaksızlıklar sonucu Öşrenimini sürdüremiyor, ancak aşır yaşam şartlarına karşın müzikten hiç kopmuyor. Müzik aşkı aşır basınca İstanbul"a gÖç ediyor ve halk müzişinin Önemli isimleriyle tanışyor. Vatani gÖrevi sonrası radyoya giriyor ve 35 yılı aşkın bir sürede 400"den fazla yapıtı yorumlayarak geniş kitlelere ulaştırıyor.

Halen TRT arşivlerinde ustanın 54 kaseti olduşu sÖyleniyor. Birçok ülkede konserler ve üniversitelerdeki sohbetler aracılışıyla bu toprakların sanatını dünyaya taşımaya çabalamış Ali Ekber Çiçek, bir kaynakta yolunu şÖyle Özetliyor:
""Gerçekleri gÖstermek, gerçeşe kavuşmak ve gerçeşi olduşu gibi insanlara anlatmak için çalışmış bir insanım. Cahilden uzak, kamile yakın oldum; büyüklerime saygı ile, küçüklerime sevgiyle yaklaştım. Konuşulan her kelamı ibadet gibi dinledim, kimseyi acizlik ve bilgisizlikle itham etmedim... Bu icraatım boyunca hiçbir maddi menfaat saşlamadan, insanların duygularını sÖmürmek gibi bir yanlışlışa meydan vermedim.





Ali Ekber Çiçek"ten derlenen bazı türküler :
BÖyle İkrarınan BÖyle Yolunan
Bunca Olan Emeşimi
Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin
GÖnül Gel Seninle Muhabbet Edelim
Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma
Gurbet Elde Yadellerin Derdini
Gül Yüzlü Sevdişim
Hazin Hazin Esen Seher Yelleri
İsmini Sevdişim Saadetli Dostum
Nasıl Yar Diyeyim Ben BÖyle Yare
OndÖrt Bin Yıl Gezdim Pervanelikte(Haydar Haydar)

Ali Ekber Çiçek tarafından derlenen bazı türküler :
Bir güzeli methedeyim
Çoktan Beri Yollarını GÖzlerim
El Vurup Yaremi İncitme Tabib
GÖnül gel varalım gülşen başına
Şepke"nin Kavakları
Yolumuz Gurbete Düştü


Ruhi SU


20 Eylül 1985"de yitirdişimiz Ruhi Su"nun yaşamı boyunca tek uşraşı müzik olmuştur. İlle de türküler. Türkülere olan tutkusu çocuk denecek yaşında başlamış ve ona müzik dünyasının kapısını türküler açmıştı. Büyük bir yaşamın küçük bir Özeti şÖyle: 1912 de Van"da doşdu. Adana da büyüdü. Öksüzler yurdunda okudu. Çocukluşu hep zorluklar içinde geçti ama, kişilişinin biçimlenmesinde bu zorluklar, Torosların çarpıcı, etkileyici doşası ve müzik tutkusu ile birlikte ilk çekirdeşi oluşturacaktı.

İlkokulun dÖrdüncü sınıfında keman çalmaya başladı. 1936"da o zaman ki adıyla Musiki Muallim Mektebini, 1942"de Ankara Devlet Konservatuarının şan bÖlümünü başarıyla bitirdi. Aldışı klasik batı müzişi eşitimi, Ömrü boyunca kendini adadışı türkülerin yorum icrasına yaklaşımının kurumsal temelini oluşturdu aynı yıllarda Ankara cebeci ikinci ortaokulunda ve Hasanoşlan KÖy Enstitüsünde büyük bir koro oluşturdu. Ankara radyosunda on beş günde bir yayınlanan türkü programları düzenledi, dil tarih ve coşrafya fakültesinde büyük bir koro oluşturdu. Ankara devlet operası sanatçısı olarak, Bastien Bastienne Satılmış Nişanlı, Madame Butterfly, Fidelio, Tosca , Yarasa, Aşk iksiri, Rigoletto, Figaro"nun düşünü maskeli balo ve konsolos gibi operalardaki başarılarıyla, bas bariton Ruhi Su, müzik çevrelerinde ilgiyle izlenen bir müzisyen olmuştur.

12 Kasım 1952"de tutuklanarak İstanbul"a gÖnderildi. 141. maddeden yargılanarak 5 yıl hapis, 20 ay gÖzetim altı hükmü giydi. BÖylece Ruhi nin opera yaşamı noktalanmış, türkülerine yeni bir boyut, buruk bir tat ekleyen başka bir dÖnem başlamış oluyordu. Bilinçli bir tavırla türküler üzerine çalışmaya başladışı 1938 yılından, Ölümüne kadar, hapishanenin aşır koşulları, engellenmeler yasaklanmalar, hiçbir şey Ruhi"ye türküler sÖylemekten onlar üzerinde aralıksız çalışmaktan, korolar oluşturarak türkülerini Öşretmekten olanak bulduşu zaman konserlerde, resitallerde, olanak verilmedişi zaman dost evlerinden, gece kulüplerine kadar, elverişli elverişsiz her ortamda türkülerini sÖylemekten alıkoyamadı. Türkülerin anlam ve içerişi dünya gÖrüşünü biçimlendirmekte; dünya gÖrüşü, türkülerini sevip yorumlamakta belirleyici etken oldu. Sanatçı-toplum ilişkilerini bilinçle, sevgiyle besleyerek her zaman diri, işlevsel tuttu. Ne sanatından en küçük bir Ödün verdi ne saşlam dünya gÖrüşünden. Kendini sanatına sanatını halkına adadı. BÖyle bir yolda büyüdü. Ölümsüzleşti.

Hiç kuşku yok ki 73 yıllık yaşamı boyunca büyük güçlüklerle karşılaştı. Çok acılar çekti. Ama hep direndi hiç yılmadı ve sazı eşlişinde türkülerini sÖyleyebildikçe müzişini duyurup yaşattıkça geniş kitlelere benimsettikçe mutlulukların en güzelini ta içinde yaşadı. Türküleriyle nerelerden seslendiyse, o yerler birer sanat merkezi oldu. Sarsılmayan sanatçı kişilişinin saygınlışı ve aşırlışıyla yurt içinde yurt dışında, bilinç, insan sevgisi, coşku ve inançla yoşrulmuş belirli düşünce hareketinin vazgeçilmez bütünleyicisi oldu. Bilinçlendirdi coştu, coşturdu ; hep bir şey vererek, kendine bir şeyler katarak Öşretti, Öşrendi. Bin bir güçlüşü aşarak derlemeler yaptı. Çok zengin bir türkü repertuarı oluşturdu. Dostlar korosunu kurarak onlarla birlikte konserler verdi. 45"lik plaklar, uzunçalarlar, kasetler çıkardı. tüm bir yaşamın inançlı ve verimli çalışmalarına kalıcılık kazandırdı bÖylece.

Sıdıka Su
1986 Ruhi Su"nun 1. Ölüm yıldÖnümü



Albümleri:
Aman Of - Ankara"nın Taşına Bak - Barabar - Beydagi"nin Başı - Dadaloglu ve Çevresi Dostlar Tiyatrosu Konseri - Ekin İdim Oldum Harman - El Kapıları - Sabahın Sahibi Var Huma Kuşu ve Taslamalar - KadıkÖy Tiyatrosu Konseri - Karacaoglan - Pir Sultan Abdal - Pir Sultan"dan Levni"ye - Seferberlik Türküleri - Yunus Emre - Semahlar - Çocuklar GÖçler Balıklar - Sultan Suyu - Şiirler Türküler - KÖroglu - Uyur İken Uyardılar - Zeybekler - Ezgili Yürek





Erol PARLAK


1964 yılında Ağrı Eleşkirt’ de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. Müziğe küçük yaşta bağlama ile başladı. Ankara’da ki ustaları izledi, etkilendi ve bağlama çalmayı öğrendi. 1982 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı’na girdi. 1985-1986 öğretim yılında öğrenimini tamamladıktan sonra aynı kurumda dört yıl süreyle öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam etti.



İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 1987 yılında başladığı Yüksek Lisans eğitimini 1990’da "Bozlaklar" konulu tezi ile tamamladı. Aynı yıl TRT İstanbul Radyosu’na sınavla "yetişmiş sanatçı" olarak girdi. Sekiz yıl sürdürdüğü bu görevinden 1998’ de istifa ederek ayrıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 1992 yılında başlamaya hak kazandığı ‘‘sanatta doktora’’ eğitimini 1998 de tamamladı. Anadolu’nun değişik yörelerinde özellikle "bağlama çalış teknikleri, saz ve ses tavırları" konusunda araştırma incelemeler yaparak yurt içi ve yurt dışında katıldığı konferans, seminer ve konserlerde tanıttı. "



1000’e yakın halk ezgisi derledi. Anadolu’ da unutulmaya yüz tutmuş "el ile bağlama çalma tekniği" (şelpe) nin yeniden gündeme getirilmesi konusunda başta Ramazan Güngör, Nesimi Çimen olmak üzere birçok usta üzerinde çalışmalar yaptı. Özellikle Batı, Güneybatı Anadolu ve Türki Cumhuriyetlerde yaptığı araştırmalarla Anadolu ve Orta Asya müziği arasındaki temel benzerliklere bağlı olarak çeşitli sesler üzerinde yoğunlaştı.1993 yılında Arif Sağ ve Erdal Erzincan ile birlikte bağlama üçlüsü oluşturarak dünyanın çeşitli yerlerinde konserler verdi. 1996 yılında Köln Filarmoni Orkestrası eşliğinde Köln Filarmoni salonunda verilen ve büyük ilgi gören konser bunlardan biridir.



Neşet Ertaş’dan Davut Sulari’ye kadar Anadolu’nun önemli birçok ustasını yorumlamasıyla tanınan sanatçının müzik dinleyicilerine sunduğu bir adet Arif Sağ ve Erdal Erzincan’ la üçlü, iki sözlü, bir enstrümantal olmak üzere üç solo albümü bulunmaktadır. "Bozlaklar" kitabı yayınlanmak üzeredir. "Türkiye’ de el ile (tezenesiz ) saz çalma geleneği ve çalış teknikleri" ve "Şelpe Tekniği Metodu-1 El ile Bağlama Çalma"adlı iki kitabı yayınlanmıştır.




Nida Tüfekçi


Mehmet Nida Tüfekçi 1 Mart 1929'da Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesinde doğdu. Annesi Zeynep Tüfekçi, Babası Hamdi Tüfekçi’dir. İlk müzik eğitimini babası Hamdi Tüfekçi'den aldı. Müziği seven ve müziğin içindeki bir ailenin çocuğu olan Nida Tüfekçi , bağlama çalmaya başlamasını şöyle anlatırdı: “7-8 yaşlarındaydım her halde. Sazla benim boyumu ölçtüklerinde saz 1,5 karış uzun gelirdi benden. Sazın sapına kolum yetişmezdi de teknesini bir duvara dayayıp öyle çalmaya çalışırdım...” Nida Tüfekçi ilkokul çağlarında bazen derslerde bazen müsamerelerde saz çalmasını sürdürmüş ve küçük yaşlarda yeteneğini ortaya koymuştur. İlköğrenimini Akdağmadeni’nde bitiren Nida Tüfekçi, ortaokula Akdağmadeni’nde başlamış üçüncü sınıfı Boğazlıyan’da tamamlamıştır. Yaşadığı ilçede lise olmadığından öğrenimine çevre illerden birinde devam etmek zorunda kaldı ve liseyi Ankara Maliye Okulu’nda bitirdi.

Nida Tüfekçi Maliye Okulu’nda öğrenci iken Muzaffer Sarısözen’le tanıştı. Sarısözen’le tanışması belki de yaşamının dönüm noktasıdır. Okuluna devam eder, 1947'den itibaren Ankara Radyosu’nun Yurttan Sesler emisyonlarına ses ve saz sanatçısı olarak katıldı. O zamana kadar gerek radyo sanatçılarının gerekse Muzaffer Sarısözen’in bilmediği bir tavır ve tezene ile (Sürmeli Tavrı) saz çalıp türkü söyleyen Tüfekçi, radyonun en parlak simaları arsında yer almıştı.

1953 yılında Ankara Radyosu'nda açılan sınavda başarı göstererek Yurttan Sesler'in daimi korosunda çalmaya başladı ve 1959 yılında İstanbul Radyosu'na naklen atandı. 1964 yılında Türk Halk Müziğinden sorumlu Türk Müziği şube müdür yardımcılığına, 1972 yılında ise TRT Müzik Dairesi Türk Halk Müziği Müdürlüğü’ne atandı. 1974 yılında ise TRT Müzik Dairesi Başkanlığına (vekaleten) getirildi. 1976’da bu görevden istifa etti. Aynı yıl İstanbul Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nın kurucu üyeliğini yapan Tüfekçi bu okulda, yönetim kurulu üyeliği, başkan yardımcılığı, bölüm başkanlığı ve danışma birimi üyeliğinde bulundu. Yine aynı okulda Bağlama, THM Solfeji, THM Bilgileri ve Bölge Tavırları derslerini okuttu.

Türk folklorunun müzik ve oyun dallarında yurt içinde ve yurt dışında seçkin bir yer edinmiş, kültürümüze yapmış olduğu katkılarla halk müziği dünyasına damgasını vurmuş olan Mehmet Nida Tüfekçi, 18 Eylül 1993 Cumartesi günü yaşama veda etti.

Muzaffer SarısÖzen


YURTTAN SESLER"İN FEDAKAR İŞÇİLERİ, BUGÜN ÖYLE BİR KALE YAPMAKLA MEŞGULDÜRLER Kİ; TAMAMLANINCA DEŞME TOPRAK ONU YIKAMAZ. Muzaffer SarısÖzen



Muzaffer SarısÖzen, 1899 yılında Sivas ilinin Cami-i Kebir mahallesinde doşdu. Babası Sarıhatipzadelerden Şeyh Hüseyin Hüsnü Efendi, annesi Zeliha Hanım"dır. Sivaslılar, Sarıhatipzadeleri " Saçlıefendiler " diye bilirler. Ve SarısÖzeni de "Saçlıların Muzaffer" diye tanırlardı. SarısÖzen ilk müzik şevk ve hevesini ailesinden almıştır. Beş erkek kardeş içinde Kemal ve Abdulkadir SarısÖzen de şairidir. Abdulkadir SarısÖzen"e şairlişi dışında türküler ve halk çalgılarıyla yakından ilgisi olduşu için " Çalgıcı Vali " denirmiş. SarısÖzen ailesinin Sivas"taki evlerinin üst çatı katının camları vitray duvarları kütüphane yapılarak arada gizli bÖlmeler oluşturulmuştur. Bu gizli bÖlmelere ud keman başlama tanbur gibi sazlar konulurmuş. Nakşibendi bir ailenin çocuklarının bu aletleri çalması SarısÖzen"in dünyaya geldişi dÖnemde son derece aykırı bir şey olduşu için bÖyle bir yola baş vurulmuştur.

SarısÖzen 1930 yılının Eylül ayında Milli Eşitim Müdürü olan Ahmet Kutsi Tecer ile tanışmıştır. Tecer SarısÖzen ile tanıştıktan sonra 1930 da "Halk Şairlerini Koruma Derneşi"ni kurar ve SarısÖzen genel katip olur. İlk halk şairleri bayramı 1930 da yapılır ve Aşık Veysel bu şekilde ortaya çıkarılır. Bayram sonunda çıkarılan Sivas halk şairleri bayramı adlı brÖşürde SarısÖzen Sivas halayları başlıklı yazısını yayınlar ve halayların notalarını koyar. Bu büyük bir ihtimalle bizde halaylar hakkında yazılmış ilk notalı makaledir.

17 Aşustos 1937 de Halil Bedii YÖnetken, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses ve teknisyen Arif Etikan"dan oluşan grup Ankara"dan Sivas"a derleme yapmak amacıyla giderler. Ahmet Kutsi Tecer Halil Bedii YÖnetken"e SarısÖzen"i tavsiye ederek gruba katılmasını sÖyler. BÖylece türkülerin resmi olarak deşerlendirilmesi Maarif vekili Saffer Arıkan ın zamanında başlar. Derleme grubu Almanya"dan getirlen "Saca" markalı hem elektrik hem de akü ile çalışan alıcı ve verici ses kaydeden makinelerle çalışır. Konservatuarın folklor arşivindeki 10.000 ezginin derlenmesinde, fişlerin doldurulmasında, onun bitmek tükenmek bilmeyen sabır ve azmi büyük rol oynamıştır.

1943"te Muzaffer SarısÖzen, Halil BediiYÖnetken ve Rıza Yetişen"den oluşan grup Tokat, Amasya, Samsun, Ordu, Giresun ve Trobzon"da ; 1944"de Elazış, Tunceli, BingÖl ve Muş"ta ; 1945"te Ankara, Çankırı, Yozgat ve Kırşehir"de ; 1946"da İçel, Antakya ve Antalya"da ; 1947"de Çanakkale, Bursa ve Tekirdaş"da ; 1948"de Bolu, Sinop ve Zonguldak"ta ; 1949" Bilecik ve Eskişehir"de ; 1950"de Van, Kars, Çorum ve Aşrı"da ; 1951"de İzmit"te ; 1952"de İzmir, Siirt, Mardin ve Bitlis"te derleme yapmıştır.

SarısÖzen derleme gezilerinde kendi çabası ve emeşi ile topladışı başlama, cura, ney, çifte kaval, kemençe, kaval, tulum, davul, zurna, tef, darbuka, gibi bir çok halk sazından kolleksiyon oluşturmuştur. Ayrıca derleme gezileri sırasında kaynak kişiler ile halk oyunlarını gÖrüntüleyen fotoşraflardan bir resim albümü yapmıştır. Ne yazık ki ; Ölümünden sonra evi olarak gÖrdüşü , çok deşer verdişi, Özen gÖsterdişi arşivi topladışı onbinlerce ezgi ve halk çalgıları kendi haline terkedilmiştir.

Muzaffer SarısÖzen"in halk müzişine verdişi hizmet kadar halk oyunlarına verdişi hizmet de büyüktür. 1950 yılında İtalya ve İspanya"daki Avrupa Ulslararası Raks Müsabakalarına, Erzurum bar ekibi ve davulcu Kara Yılan, zurnacı Mümtaz Ardıç ile katılır. Madrid"te 68.000 kişinin Önünde, Biariz ve San Sebastian"da yapılan 5 yarışmada ekip birincilişi alır.

Vedat Nedim TÖr ve Mesut Cemal Bey in daveti ile Yurttan seslerin başına Muzaffer SarısÖzen getirilir. 1946 yılında Yurttan Sesler korosunu çalıştırmaya başlayarak derlenen türküleri koro üyelerine Öşretir ve yayınlara başlar . Program büyük ilgi gÖrür. 1953 yılında İzmir"de, 1954 yılında İstanbul radyolarında "yurttan sesler" topluluklarını kurarak, halk türküleri ve oyunlarının yurt çapında sevilmesi ve tanıtılmasında büyük rol oynar.

Muzaffer SarısÖzen"e kadar radyolarda düzenli ve programlı halk müzişi çalışmaları olmamıştır. Yurttan Sesler topluluşunu kurduktan sonra, programlarına kaynak kişileri ve bÖlge sanatçılarını davet ederek radyo sanatçılarına Örnek dersler vermiştir.

Muzaffer SarısÖzen Yurttan sesler topluluşunu yetitirirek ilk koral halk müzişi icrasını başlatmıştır; toplu başlama çalma geleneşinin uygulayıcısı olmuştur; halk müzişinde koro seslerini numaralayarak otantik karakterin kaybolmasını Önlemştir.

Neriman Altındaş Hanım 1941 yılında Yurttan Sesler Korosuna girer ve Muzaffer SarısÖzenle tanışır. 1951 yılında evlenirler. 1952 yılında ise oşlu Memil SarısÖzen dünyaya gelir.

1962 yılında SarısÖzen prostat rahatsızlışından dolayı devlet Demiryolları Hastanesine yatar. Burada ameliyat olacaşını Öşrenince dişer doktorlara tercihen Özellikle kendisinin Öşrencisi olan bir operatÖre ameliyat olur. Daha sonra aşabeyi Abdulkadir SarısÖzen"in evine çıkar. Tekrar rahatsızlandışında Ankara Hastenesine kaldırılır ve saşlışına kavuşamayarak 4 Ocak 1963 yılında vefat eder. Asri mezarlıkta büyük bir tÖrenle defnedilir.

Derledişi bazı türküler: Allı durnam, Bülbül havalanmış, Gesi başları, Arpa ektim, İzmir"in kavakları, Taşa verdim yanımı........




MUZAFFER SARISÖZEN Hayatı Eserleri ve Çalışmaları- Armaşan COŞKUN ELÇİ


Emre SALTIK


fotoşraf: Bekir Karadeniz
1960 yılında Tunceli, Ovacık"ta dünyaya gelen sanatçı 1980 yılında İstanbul"a yerleşti. 1984 yılında İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Türk Halk Müzişi bÖlümünden mezun oldu.

Arif Saş ile birlikte Arif Saş Müzik Okulu"nda (ASM) eşitim verdi. 1987 yılında bu okul Milli Eşitim Bakanlışı"na başlandıktan sonra, ASM müzik kursundaki müdürlüşü ve sahiplişini sürdürerek, çalışmalarına devam etti. Uzun yıllardır halk müzişine yaptışı çalışmalarda prodüksiyon yÖnetmenlişi, icracı ve eşitmen olarak Önemli katkılarda bulundu.

Birçok halk müzişi kasetinde yÖnetmenlik yaptı. Emre Saltık"ın üretkenlişi açısından sayabileceşimiz birçok albümü var.

İlk albümü 1987 yılında çıkardışı "Selam Sana Filistin" dir. Ancak türkülere yÖneldişi ilk albümü "Türkülerden Kaçamazdım" sanat yaşamında Önemli bir yer tutar. "Dardayım", "Türkülü Yürekler 1" ve "2" halk müzişinde yeni arayışların işareti nitelişindedir. Sanatçının 2000 yılı şubat ayı ortalarında piyasaya sürülen "Yıkılsın Sebebim" adlı albümü daha çok beste aşırlıklı bir çalışma. Emre Saltık halk müzişinin yaygınlaşmasında Önemli katkıları bulunan "Arif Saş Müzik Okulu" bünyesinde halen eşitmen ve yÖnetici olarak gÖrev almaktadır.





Musa EROGLU


1946 yılında İçel"in Mut Kazası"nda doşmuşum. OrtaÖşrenimimi Mut"ta tamamladım. Mut"ta eşitmenler çoktu, o zamanlar. 1953"lerde, 2500 nüfuslu bir ilçeydi, Mut. Bizim kÖy Maçkuru KÖyü. 1870"lerde Malatya"dan Adana"ya gelenlerin, Cumhuriyet Öncesi siyasal yapının verdişi bir gÖrüntünün yansımaları olan uçbeyliklerin teşekkülüyle oluşmuş bir yerleşim vardı. Hatta bizimkiler sanki burada beylerin olması gibi bir durum varmışcasına, buralara "üçbeylik, üçbeyler" derlerdi. Bu yerleşim alanından bizim kÖye sekiz km. bir mesafe vardır. O zamanlar davar güderek aileme katkıda bulunuyordum. O tarihlerde cumartesi Öşlene kadar okullar açıktı. Bir pazarımız vardı. Pazartesi günleri davar güdüyordum. İki gün çalıştışımda, on kuruş para alıyordum. Ortaokullarda hocalarımız yÖresel unsurlara, folklora, oyunlara çok Önem veriyorlardı. Ortaokuldayken bir müsamerede bana "Karacaoşlan"ı oynatmışlardı.

Saz çalıyordum. Saz çalma babadan-dededen kalma gelenekti, aslında. Bunu Öşrenmek adeta zorunluluktu. Esasında bizim kÖyün dışında, Mut"tun dişer kÖylerinde saz çalmak-türkü sÖylemek pek yoktu. YÖrede "Karacaoşlan"la ilgili geleneşi, şenlişi sürdüren bir kÖydü, bizimkisi. Çevrede davul-zurna dışında müzikal pek bir renklilik yoktu. O yüzden bizim kÖy biraz da dışlanmıştı, çevre kÖylerce. O Karacaoşlan şenlişindeki rolüm, beni çok etkiledi ve bÖyle sürüp gitti. Sürekli çalışarak, kendimi geliştirerek sanatımı bugünlere getirdim. Bu sanat ve her sanat için bir Ömür yetmez aslında. Bir altyapı zaruri, okul zaruri tabii eşitim temel zaruriyet. Mut"ta bir folklor gurubu oluşturuldu. Ben orada gÖrev aldım. O Karacaoşlan oyununun, beni peşinden sürükleyen o oyunun peşinden gittim hep.

Gezebildişim bÖlgelerde, Trakya hariç, Anadolu"nun birçok kÖyüne ulaştım. Sadece Çorum"da 340 kÖy gezdim. Anadolu"da gÖrdüşüm şu; yaşamların inançların yüzde doksanı ortak. Gelenek ve gÖrenekleri ortak. Yani ortak bir kültürleri var. Anadolu"daki kültür zamanla bir mozaişe dÖnüşmüş. Biz kendi gelenek ve gÖreneklerimizi "şehirli kalıbı" içine oturtmaya çalışmışız. Şehirle Özdeşleştirmeye çalışmışız. Halbuki, çok uzunca bir evrim bu. Belki gÖçebe yaşamı şehirli için garip gelebilir; ama şehirlinin büyük kısmı huzursuzdur, yaşamından. Kırsal alandan şehre gÖçte, yozlaşma yaşamış. Alt yapıya uyum yok. Sorunlar çok. Dil mesela, hiçbir zaman kÖydeki, obadaki, yayladaki insan şehirdekiler gibi konuşamaz. Konuşması da beklenemez. Benim için bile bu bÖyledir. Şehir bambaşka, şehircilik bambaşka bir şeydir. Bu taşınmayla gelen insanlar, korunmuyor. Kurban Bayramı"nda apartmanda kurban kesen insanının çaresizlişini düşünün. Halbuki o insan kÖydeyken, bunu çok doşal ve rahat yapıyordu. O kültür şehre taşınmamış demek ki. Kültürel Öşeler budanmaya başladışı zaman, o güzel türkülerle yoşrulan insanların ileriye doşru bakışları da tÖrpülenmiştir. Bu yüzden boşluktadır. KÖyde doşmuş, büyümüş, olan biri olarak, her sene kÖyümü ziyaret ederim. Bu bir hasrettir. Bunu hiç ihmal etmedim. Şimdi kÖyle şehir, şehirli ve kÖy kÖkenliler arasında bir kopukluk var. Keşke bu kopukluk giderilebilse. BÖyle bir toplumda müzikle, gelenekle, türkü de tÖrpülenir.

Anadolu"daki müzik formu incelenirse, Ege BÖlgesi"nde geniş bir müzik formu olduşu gÖrürüz. Mesela o zeybeklerdeki incelikler, etimolojik yapıdaki güzellik, estetik ne kadar hoş. SÖzler çok az, müzik daha fazla. İç Anadolu"da sÖzler daha fazla, müzik daha az. Ege ve Karadeniz: Ege"de, ihtiyaçtan dolayı (sosyolojik nedenlerden taassuptan filan kaynaklanan) müzikli renklilik çeşitlilik var. Bunu çalıyor. Daha evvel ne yapıyor? Boşaz havası dedişimiz bir şey var. İlk Önce havasıyla yüksek perdeden ihtiyaçlarını seslendiriyor. Bu ihtiyaç, bir alt yapıdan doşuyor. 30-40 bin kişilik konserler yapılıyordu, Ege"de. Müziklerin bu kadar çeşitli olmasının Grek Kültürü"yle mutlaka bir ilgisi var. Rodos"tan, Girit"ten derlenen türkülere baktışımız zaman, sadece sÖzleri farklı. Yunanca sÖylüyor, biz burada onun Türkçesi"ni sÖylüyoruz. Bu müzik, bu halkın alt yapısının rafinelişinin yansımasıdır. Doşu Anadolu"da ise, iki veya üç dÖrt sesten oluşuyor melodiler. İç Anadolu"da da daha az. Karadeniz"de geçmişteki Pontusların torunları vardır. Ama bir kemençenin çalımı, hiç de küçümsenecek birşey deşil. Tüm Anadolu"nun incelenmesi gerekiyor yani teker teker.

1965"teki iki tane 45"lik yaptım. Dinsel motifli şeyler okumuştum. O günden bugüne 1979"de bir uzunçalar yaptım. 15 tane kaset yaptım. 45"likleri sayamıyorum. Daha fazla. Ayrıca sanatçı kardeşlerimle yaptışım ortak çalışmalar da oldu. 8 kaset var. "Muhabbet" adını vermiştik adına. En son Arif Saş"la resital şeklinde yapmıştık. Bir de en son UNESCO için bir çalışma yaptım. UNESCO"dan Henri le"Comte isimli bir Asya müzikleri araştırmacısı, sürekli gezilerle, incelemelerle müzik çalışmaları yapıyor. Bütün Türki Cumhuriyetler"inde çalınan müzik araçlarının çoşunun CD"lerini yapmış, kayıtları kendisi yapıyor. Benimle de başlantıya geçti ve benimle de CD çalışması yaptı. 1980"li yıllardan itibaren müzik yÖnetmenliklerim var. Birçok müzisyenin yetişmesinde katkılarım vardır. Belkıs Akkale, Bedia Akartürk, Selda Başcan, Ümit Tokçan.... Anadolu"daki semahların kaybolmaması için, "Bin Yıllık Yürüyüş" isimli 90 dakikalık 2 CD semahları yaptım. Ticari amaçlı deşildir bu. İleriye kalabilmesi için kaybolmasın diye. Bunu halk kültürüne bir katkı olarak gÖrüyorum. Bunları yaşama geçirmek için, 1980"den(1983) sonra insanlara başlama felsefesini Öşretmek için de bir dershane açtım.



Büyük usta Musa Eroşlu"nun halk müzişinde kaynak kişi, derlemeci ve besteci olarak eserleri mevcuttur bunlardan bazıları:

Kaynaklık ettişi türküler
Bir kere uşradım hakkın cemine, Bulut bulut üstüne, Ceviz arasında vardır evimiz, Geyinmiş kuşanmış yayladan gelir, Kullar olam seni doşuran anaya, Şu daşların yükseşine erseler, Şu yüce daşların karı eridi, Yatamadım gasavetten meraktan...
Derledişi türküler
Emirdaşı Birbirine Ulalı, Dost Başının Meyvaları Erişti...
Besteledişi türküler
GÖnlümüze Yar Düşünce, Hey Erenler Pazarım Var, Mihriban, Telli turnam, Yol ver daşlar...




Sabahat Akkiraz

Sabahat Akkiraz 1955’te Sivas’ta doğdu. Ailesinde müzikle uğraşanlardan etkilendi. Akkiraz'ın sanata yönlenmesine ise ilkokul öğretmeni öncülük ederek, baba Akkiraz bu konuda ikna etti. Böylece, Sabahat Akkiraz, daha 13 yaşında Arif Sağ ve Orhan Gencebay’ın sazları eşliğinde ilk 45’lik plağını Mahmut Erdal ile çıkardı. Aynı yıl ailesiyle birlikte Almanya’ya yerleşti. Orta ve lise eğitimini bu ülkede tamamladı. Bu süreçte müzikten hiç kopmadı. Ustalarım dediği; Feyzullah Çınar, Aşık Daimi, Davut Sulari ve Muhlis Akarsu ile tanıştı ve desteğini gördü. 1983 yılında ilk profesyonel albümü "Şafak Söktü"yü Musa Eroğlu ile yaptı.

1985 yılında İstanbul'a taşındı ve aynı yıl Arif Sağ ile çalışmaya başladı. Şimdiye kadar 13 albüm, 7 LP yaptı. Albümlerinde çoğunlukla kendi derlediği Türküleri, deyişleri ve uzun havaları seslendirdi. Seslendirdiği derlemeleri dışında yüzlerce derlenmiş eseride arşivinde bulunmaktadır. 1996 yılında London Jazz Festivaline davet edildi. Grand Union Orchestra ile Echoes From Anatolia (Anadolu'dan Yansımalar) projesini hazırladı. Başta London Jazz Festivali olmak üzere Londra, Dublin ve Glasgow da 10 konser yaptı. Bu çalışma aynı zamanda bir halk müziği sanatçısının jazz ve Türküler üzerine hazırladığı ilk uluslararası proje olması açısından da önemlidir.

1999 yılında Queen Elizabeth Hall’de "Womens of Tradition’’ projesinde Türkiye'yi temsil etti. Aynı yıl Echoes from Anatolia konserleri Redgold Music tarafından kaydedildi ve tüm dünya da satışa sunuldu.

2000 yılının Şubat ayında Fransız Kültür Bakanlığı tarafından Fransa’ya davet edildi. 11 Subat 2000 Cite de la Musique Paris, 13 Şubat 2000 Dieppe Ulusal Sahne, 15 Şubat 2000 Saint Claude Şehri kültür merkezinde 3 konser verdi. Aynı yılın Haziranında Lyon da "Doğu Festivaline" çağırıldı. 25 Kasım 2000 de Etnik müziğin mabedi kabul edilen "Theatre de le ville" de konser verdi. Fransız-Belçika ortak yapımı olarak hayatı ve çalışmaları belgesel yapıldı. Bu belgesel Mezzo ve Muzzik adlı tv kanallarında yayınlandı. Belgesel yakında tüm dünyada yayınlanacaktır. 2001 Şubatında Hollandalı ünlü şanson şarkıcı Jasperina De Jong ile 5 konserlik Hollanda turnesi yaptı. 31 Mart–1 Nisan tarihlerinde Brezilyanın Sao Paolo kentinde iki konser veren Akkiraz Türküleri ilk defa Güney Amerika'ya okyanus ötesine taşıdı.

Sanatçının yukarıdaki konserlerini ve organizasyonlarını gerçekleştiren HITIT Production(www.cafeturc.com) ) tarafından yapılan; belgesel film, Brezilya konseri ve şu anda Fransa'da piyasaya çıkmış olan ve tüm dünyada satılacak LONG DISTANCE label'inin ürünü "CHANT ALEVIT" SABAHAT AKKIRAZ CD'si, HITIT'in sanatçıyı tanıtmak amacıyla gerçekleştirdiği çalışmalardır. Ayrıca Akkiraz, Almanya'da ilk kez Türk olmayan dinleyicilere 6 Ocak 2002 tarihinde Almanya'nın Duesseldorf şehrinde, Fransız Kültür Merkezinde konser vermiştir.


Albümleri
Şafak SÖktü-1983
İnsana Muhabet Duyalı-1985
Bir Gerçeşe Bel Başladım-1986
Boş Yere Kavgayı Zahmet Biliriz-1987
Fazilet-1988
Yalan Dünya-1990
Bendeki Yaralar-1992
Dostların Anısına-1993
Daşlar Kardeşimi Geri Verin-1994
Yişit İnsanların Türküleri-1996
Türkülerle Gide Gide-1998
Yüreşimin Sesi-1999
Deli Derviş-2000


Derledişi bazı türküler
Deli Derviş
Kırıkhan Baraşı
Analar Vazgeçmez
Diley
Leylan Mevlam (Semah)
....



Talip Özkan


1939 yilinda doğan Özkan, bağlama çalmaya küçük yaşlarda başladı.1957 yılında Ankara Radyosu “Yurttan Sesler” Korosuna giren sanatçı, bu tarihten itibaren sırasıyla Ankara, İstanbul ve İzmir’de Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Bünyesinde Korist, Solist, Öğretim Görevlisi, Koro Yönetmeni ve Derleyicisi olarak 20 yıla yakın hizmet verdi.

1977 yılında TRT’den ayrılan ve Parise yerleşen sanatçı, Paris Konservatuvarinda solfej profesörü olarak çalıştı. 8. Paris Üniversitesi Müzikoloji Fakültesi Etnomüzikoloji Doktorası’nı tamamlayan sanatçı, çeşitli Üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Fransa’ya yerleştiği ilk yıllarda Radio Francein Occora Koleksiyonu için bir plak kaydı yapan sanatçı, ayrıca Irlanda, Amerika ve Yunanistan’da çok sayıda plak doldurdu. Fransa da saz ile açıklamalı konserler veren Talip Özkan, bu konser dizilerini Almanya, Avusturya, Belçika, Cezayir, Fas, Finlandiya, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Tunus ve Yunanistan gibi ülkelerde de sürdürdü. Geleneksel Türk çalgılarından olan bağlamayı çeşitli yönleri ile dünyanın çeşitli ülkelerinde sanatseverlere ve müzikologlara tanıtmasının yanında, Talip Özkan, Avrupa’da yaşayan Türk ailelerinden yüzlerce ezgi derledi.

Türk Halk Müziği camiasinda kendisine has bir yorum tekniğine sahip olan Özkan, Ege Bölgesi melodilerini otantik halleriyle yorumlayabilen nerdeyse tek sanatçımızdır Kaval, Zurna, Sipsi, Karadeniz Kemençesi gibi geleneksel Türk Çalgılarındaki icra tekniklerini bağlamaya adapte etmeye yönelik araştırmaları ile büyük takdir toplayan Talip Özkan, bağlamada virtüozite gelişimine öncülük yapan ilk profesyonel sanatçımızdır. Yaşamini halen Paris te sürdürmektedir.


Sümer Ezgü

Zaman zaman televizyon programları yapılır, röportajlar yazılır, kişilerin renkli hayatları anlatılır. Renkli hayat nedir, renksiz hayat nedir? Renkli hayat, bir alanda değil, değişik alanlarda, çalışarak uğraşarak geçen hayat, olmalı...

7 Temmuz tarihli Milliyet Gazetesinde Hasan Pulur böyle başlıyordu Sümer Ezgüyü anlatmaya...

Selanikli çerkez bir anneanne ile Burdurlu bir dedenin serüveniyle başlar Sümer Ezgünün öyküsü. Dede Adapazarında askerlik yaptığı sırada tanışır annneanne ile. Evlenirler ve Burdura yerleşirler. Bu evlilikten Sümer Ezgüyü hayata kazandıracak kadın yani anne gelir dünyaya. Tarbzonlu baba Burdurda öğretmenlik yaptığı sırada tanışır anne ile.....Ve arkasından evlenirler. Bu evlilikten iki çocuk gelir dünyaya. Biri 1960 da doğan Sümerdir yani türkülerimizi yeniden bir sevda haline getiren Sümer Ezgü...


Çocukluk dönemi Burdurun bir bucak kasabasında geçer ancak, hemen arkasında onu başka diyarlar bekler ki, yine babasının görevi nedeniyle ailece Yunanistan Gümülcineye yerleşir. Bu yeni mekanı aynı zamanda onun müzikle dolu yeni bir hayata başlamasının da vesilesi olur. Mandolin, melodika ve nota dersleri alır. Sanata olan bu ilgi kendisini resimde de gösterir ve daha Gümülcinede, ilkokullar arası düzenlenen bir resim yarışmasında birinci olur.

Babası çok iyi yağlı boya, karakalem ve suluboya resimler yapar. Aynı zamanda aile de bir çizer daha vardır ki, o da Milliyet Gazetesi çizerlerinden Sümer Ezgünün halasının oğlu olan Haslet Sayözdür. Buradan Sümer Ezgünün resimdeki başarısı ile ilgili aileden kalma bir yetenekten sözetmemek mümkün değil.

Bu sanatsal uğraşıları Türkiyede de devam eder ve bağlama öğrenerek de özellikle müzik alanındaki gelişimini sürdürür. Yine bu dönemde halk oyunlarına başlar. Burdura yerleşmesi, onun bu defa da bir başka alanda, sporda uzun süreler uğraş vermesinin habercisi olur. Burdur Lisesinde ortaöğrenimini bitiren Sümer Ezgü, Burdur Sporun futbol, voleybol ve basketbol takımlarında da bir süre oynar. Daha sonra Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisinin Hentbol Bölümünden mezun olur ve bu dönemde İstanbul Vefa-Simtel Hentbol takımında oynar. Bu dönem aynı zamanda onun sporda da elde ettiği başarının kanıtıdır ki, takımıyla birlikte şampiyonluğu da tadar.

Aynı yıllarda halk oyunları ile birçok ulusal ve uluslararası festivallere katılır. Bu sayede Anadolu ve dünya müziklerini ve danslarını tanıma fırsatı bulur. Bulgaristan, Malta, İngiltere, Almanya, Eski Yugoslavya, İtalya, Arnavutluk, ABD, Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç, Kazakistan, Kırgizistan, Özbekistan, Avusturya, İsviçre ve Fransa gibi ülkelerde verdiği konserlerle de müziğini dünyaya tanıtır.

1981 yılı artık onun için profesyonel müzik yaşamının başlangıcı olur ve bu yılda TRTye ses sanatçısı olarak girer. Bu dönemde nota, halk müziğinde yöreler, makamlar, batı armonisi, halk edebiyatı, sahne estetiği, tiyatro, şan, halk oyunları gibi konularda eğitim alır. TRT ve Kültür Bakanlığı arşivlerine türkü notalayarak da oldukça ciddi bir katkı yapar.

1987de Serap Ezgü (Paköz) ile yaptığı evlilikten kızı Ceren dünyaya gelir. Bu evlilik 1999da noktalanır.

1990 yılında İlvanlım türküsü ile Yılın Derlemesi ödülünü alır. İlvanlım dışında, Bedirik, Yaban Gülü, Şeker Almaya geldim,Sanatçıya Sitem Nazar Değmesin,Alına da Gülüne ve Sevdan sanatçının halk müziği dinleyicilerine armağan ettiği en popüler derleme ve besteleridir. Bu besteler ve bunların dışında bir çok bestesi aynı zamanda Türk Halk Müziği arşivlerine kazandırılmış önemli katkılardır.

1994 yılında Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde halk müziği dersleri vererek de yaşamına hoş bir renk katar.

Bu dönemlerde yorumculuğun yanında televizyon programcılığına da başlar ve 1995 yılında Serap Ezgü ile birlikte TRT televizyonuna hazırladıkları Ankara Rüzgarı isimli program Magazin Gazetecileri Derneğinin Tüm Kanalların En İyi Müzik Eğlence Programı ödülüne layık görülür. Yine aynı yıl İsveçte düzenlenen Sevgi konulu yarışmada Yunus isimli bestesi ile Juri Özel Kompozisyon Ödülünü alır.

1997 yılında TRTden ayrılıp İstanbula yerleşir ve hayatını bu kentte idame ettirmeye devam eder.

Müziğe katkıları, Sümer Ezgüye 1998 yılında Motif Dergisinin verdiği Halk Müziği Teşvik ödülünü de kazandırır. Bundan bir sene önce çıkarttığı albümünde;Zaten yalın ve duru olan türkülerimizi, sömürmeden, dürüstçe sunuyoruz. Sıcak......İçten diyerek halk müziğine bakışını anlatıyordu dinleyicilerine...

1999 yılında hazırlayıp sunduğu Nazar Değmesin adlı program ile İstanbul Milli Eğitim Vakfından 1999 Program Ödülü nü kazanır. Sümer Ezgü halen 1999 yılında seçildiği telif hakları mücadelesi veren Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Birliği (MESAM) nde yönetim kurulu üyeliği görevine de devam etmektedir.

Yıllar geçip de beraberinde birçok otantik motifi götürürken, Sümer Ezgünün zengin renkleriyle güzelim Anadolu kültürüne müzik ve halkoyunları alanında yaptığı katkılar ne belleklerimizden ve ne de arşivlerimizden silinip gidecek gibi değil...Son albümünde anlatıyordu bunu Bir sevdadır türküler..... ile... Evet bu kadar hayatın kendisi, bu kadar sevdanın kendisi silinip gitmeyecek olan...
Milliyet Gazetesindeki yazının devamı Sümer Ezgünün hayatının özet cümlesi olarak kalacak;Bu hayat renkli değil mi? Rengarenk!..
 

40ahmet400

4'lük Üye
FORUM ÜYESI
Katılım
14 Eyl 2010
Mesajlar
139
Tepkime puanı
1
Yaş
25
Neşet ertaş ozanımız nerde yani türkiyeini en büyük halk ozanı ve hayatteyken yaşıyan insan hazinesi ödülü alan türkiyedeki tek sanatçı (uniceften)
 

uyhhf

1'lik Üye
FORUM ÜYESI
Katılım
25 Mar 2015
Mesajlar
2
Tepkime puanı
0
Yaş
33
Davut Sulari nezaman Aşık Daimi nin ustası oldu bu yanlışı düzeltmenizi dilerim


Aşık Daimi

1932-1983. İstanbul’da doğdu. Asıl adı İsmail Aydın’dır. İlkokulu Tercan’da okudu.

Aşık Daimi, ailesiyle birlikte 1938 yılında İstanbul’dan ayrılarak Tercan’a yerleşti. Aslen 1. Dünya Savaşı (1914-18) döneminde Kangal'dan göçen bir aileden gelen Daimi'nin dedelerinin saz şairi olmasının da etkisiyle küçük yaşta bağlama çalmasını ve aşıklık geleneğini öğrendi. Kısa süre kendini yetiştirdi. Özellikle bu yıllar yörede duyulduğu ve sevildiği dönemdir. Aynı zamanda kendisinin de aşıklık geleneğini yörede pekiştirmesine fırsat oldu.

Önceleri usta malı deyişler/türküler söyleyen Aşık Daimi daha sonra kendi deyişlerine ağırlık verdi. TRT tarafından açılan sınavı kazanarak kaşeli sanatçı oldu.

1962’den sonra yeniden İstanbul’a döndü. Aşık Daimi, özellikle yaşamının son 20 yılında birçok genç aşığı etkiledi. Uzun yıllar birçok sanatçı ve aşığa bağlama dersleri verdi. Aynı zamanda Ancak Davut Sulari (1925-1985) gibi birçok aşıkla aynı meclislerde bulundu ve değişik yerlerde birlikte konserlere katıldı.

Şiirlerinde her türden ayrımcılığı eleştiren, insan öğesini öne çıkaran konuları işleyen Aşık Daimi Türkiye ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde konserler verdi, birçok kaset doldurdu.

Aşık Daimi İstanbul’da öldü ve orada toprağa verildi.

Yadigar Aydın Orhan tarafından hazırlanan Daimi’nin tüm şiirleri ve türkülerinin toplandığı »Aşık Daimi, Hayatı ve Eserleri« (1999) ve Süleyman Zaman tarafından hazırlanan »Derinliklerin Ozanı Aşık Daimi« (2008) adlı kitaplar yayınlandı.
 
Google ads alanı